| Site Bölümleri |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
SAPANCA'DA ŞİİRİN GÖL SAATLERİ
Murat Tokay (Zaman) tarih 27.06.2011, 21:22 (UTC) | | | Sapanca'da göl ve şiirin buluşması vardı.
Suya düşen ışıklar ve yakamozun sunduğu enfes tabloyu şairler tamamladı. Perşembe günü başlayan 11. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları önceki akşam Sapanca Gölü kıyısında okunan şiirlerle sona erdi. Sapanca Şiir Akşamları'nın ilki 2001 yılında yapılmıştı. Ohri Gölü kıyısında yapılan Struga Şiir Akşamları model alınarak yola çıkılan etkinlikte 11. yıla ulaşıldı. Nasıl ki her yıl Struga'daki etkinliğe Türkiye'den şairler de katılmışsa Sapanca da her yıl Balkan ülkelerinden Türk şairleri ağırladı.
Sapanca İnsan Hakları Parkı'nda gerçekleşen programa Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, Sakarya Valisi Mustafa Büyük, Sapanca Şiir Akşamları'nı başlatan eski Mardin Valisi Hasan Duruer, Sapanca Kaymakamı Osman Sarı, Belediye Başkanı İbrahim Uslu, milletvekilleri, şairler ve çok sayıda şiir sever katıldı. Prof. Dr. Mustafa İsen programın açılış konuşmasında "Sakarya sosyologların tabiriyle mozaik bir yapı sergiliyordu. Bu yapının temel taşları büyük ölçüde Balkanlardan, Kafkaslardan ve son yıllarda Anadolu'nun farklı şehirlerinden gelen insan malzemesinden oluşuyordu. O zaman biz bu şöleni ağırlıklı olarak her yıl bir Balkan ülkesi eksenli olmak üzere oluşturalım, sonra biraz daha halkayı genişleterek bir çerçeveye taşıyalım istedik." ifadelerini kullandı. İsen, gelecek yıllarda Sapanca Şiir Akşamları'nın daha iyi bir noktaya taşınması gerektiğini belirterek, "10 yılın sonunda oturup yeniden düşünmek, özeleştiri ile yola devam etmek lazım. Sakarya için yeni bir açılım ve yeni bir vizyon gerçekleştirelim ve Sakarya'yı 'Türk Dünyası Kültür Başkenti' ilan edelim." dedi.
Konuşmalar sonrası Türkiye'den Abdülkadir Budak, Bejan Matur, Betül Dünder, Çiğdem Sezer, Didem Gülçin Erdem, Emel Özkan, Haydar Ergülen, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz, Selçuk Küpçük, Serkan Türk, Şeref Akbaba, Şeref Bilsel, Uğur Erden, Yunanistan'dan Necmi Abdürrezzak, Bulgaristan'dan Semiha Bekir, Makedonya'dan Sezen Seyfullah, Kırım'dan Zayra Zinetdinova ve Kosova'dan Fikri Şişko şiirlerini okudu.
Balkan ülkelerinden gelen şairlerin okuduğu şiirlerin zayıf oluşu dikkat çekti. Şiirlerin çoğunda hamaset vardı. Haydar Ergülen, "Balkanlar şiirini bilen arkadaşlarımız var. Onlara danışılabilirdi. Yeterliliğini kanıtlamış şairler çağrılabilirdi. Bu konuda biraz titiz davranılırsa sanırım daha güzel olacak. Farklı şairlerin bir arada bulunması, bunun her yıl tekrarlanması güzel." değerlendirmesinde bulundu. İhsan Deniz de bu tür etkinliklerin şairlere bir araya gelme, birbirini görme imkanı tanıdığını belirtti. Selçuk Küpçük ise şiir akşamları vesilesiyle hem Sapanca'nın güzellikleriyle tanıştıklarını hem de "bugün Türk şiiri nerede" onu gördüklerini söyledi. | | | |
|
DİZİLER ROMANLARIN YERİNİ ALDI
--- (Hürriyet) tarih 26.06.2011, 16:45 (UTC) | | | Ünlü roman yazarı Salman Rüşdi, televizyon dizilerini övdü.
İran’ın hakkında ölüm fetvası vermesine neden olan Şeytan Ayetleri başta olmak üzere çok sayıda eseri bulunan Hint asıllı İngiliz yazar, ‘The Next People’ adlı dizinin senaryo yazımını sürdürüyor. Matthew Wiener’in yazdığı ‘Mad Man’ dizisinin dayandığı senaryonun, ilk bölümünden son bölümüne kadar yazar tarafından kurgulanıp yazıldığına dikkat çeken Rüşdi, “Böyle olunca, bir karakter ve hikâyeyle yapabilecekleriniz, roman yazarken yapabileceklerinizden hiç de farklı değil” ifadesini kullandı. ABD’de kablo tv kanalı Showtime’da yayınlanacak ‘The Next People’ın bilim-kurgu tarzında olacağını belirten Rüşdi, dizinin, hemen hemen bir Hollywood filmi bütçesiyle çekileceğine dikkat çekti. | | | |
|
MONA LİSA KAVGASI
--- (Hürriyet) tarih 26.06.2011, 16:43 (UTC) | | | Fransa'nın ünlü Louvre Müzesi, Leonardo da Vinci'nin ünlü tablosu Mona Lisa'yı sergilenmek üzere İtalya'ya ödünç vermeyi yine reddetti.
Fransız yetkililer, “çok narin ve taşınması oldukça zor olduğu” gerekçesiyle İtalyanların isteğini bir kez daha reddetti.
Yetkililer, “hava sıcaklığı ve titreşimlerin taşıma sırasında tabloya zarar vereceğini" savundu.
İtalya'nın Ulusal Kültür Değerleri Koruma Komitesi, 2013 yılında düzenlenecek bir sergide gösterilmek için tabloyu Louvre Müzesi yetkililerinden ödünç olarak istemişti.
İTALYA DEFALARCA İSTEDİ
İtalyanların bu konuda daha önceki yıllarda yaptıkları talepler hep reddedilmişti.
Ünlü ressam tarafından 1503 ve 1506 yılları arasında yapılan tablo, Louvre Müzesi'nde her gün her gün binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. “La Joconde” adıyla da tanınan tablo, 1911 yılında İtalyan bir hırsız tarafından Louvre Müzesi'nden çalınmış, daha sonra aynı hırsız tarafından satılmaya çalışırken 1913 yılında tekrar ele geçirilerek müzeye iade edilmişti.
Tablo sergilenmek üzere 1963 yılında ABD, 1974 yılında Japonya'ya gönderilmişti. | | | |
|
HAYALETİ İSTANBUL'DA
Esra Yalazan (Zaman) tarih 25.06.2011, 22:45 (UTC) | | | Sabancı Üniversitesi'nin Karaköy'deki iletişim merkezi, bugünlerde Nobel ödüllü İrlandalı şair William Butler Yeats'in hayatı ve eserlerinin tanıtıldığı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Karaköy'deki sergi binasına uğrayanlar, 'W.B.Yeats'in Çalışmaları ve Hayatı' başlıklı belgeseli de edinebilir.
Şair dostumun vaktiyle denize düşürüp kaldırımın kenarından alır gibi sakince suyun içerisinden çıkardığı, sayfaları tuzla eprimiş W.Butler Yeats'in toplu şiirleri kitabıyla sahilde yürüyordum. Heyecanlıydım. Nihayet uzak diyarlardan sevdiğim bir şairin özel hayatının gölgesinde dolaşıp ona hayatı boyunca eşlik eden 'isimli eşyalarına' bir camın arkasından da olsa dokunabilecektim. Elyazmalarını, kitaplarının üzerindeki karalamaları, tıraş bıçağını, ezoterizme düşkünlüğü nedeniyle topladığı sihir kartlarını, ünlü Abbey tiyatrosunun ilk çizimlerini görecektim. İrlandalı şairin, ülkesinin manzarasını, mitolojik unsurlarını, farklı kültürünü yansıtan resimleriyle başka bir coğrafyaya gidecektim aslında. Gün ufukta usulca erirken bakıra kesen boğazın kızıllığıyla yumuşayınca 'Göğün Kaftanları'nı mırıldanmaya başladım; "Benim olsaydı göğün sırmalı kaftanları/o kah altın kah gümüş ışıklarla dokunmuş/o kah mavi kah açık kah koyu kaftanları/güneşin ayın gecenin ipliğiyle dokunmuş/kaftanları sererdim ayaklarının altına."
sergi ve bir belgesel
Bu şiiri hayatına giren kadınlardan hangisine yazdığını bilmiyorum ama nedense bana yaşadığı sürece bir saplantı olan, dört kez evlilik teklif edip her seferinde onu reddeden İrlandalı oyuncu, feminist Maud Gonne'e yazmış gibi geldi. O devrimci kadının ince bileklerini, hülyalı bakışlarını düşündüm. Ve diğer kadınlarını da elbette... Hepsiyle birer birer tanışacaktım.
Sabancı Üniversitesi'nin iletişim binasına girince sohbet eden insanlara serginin nerede olduğunu sordum. "Burada" cevabını alınca şaşkınlıkla etrafıma bakındım. Vestiyerin önündeki giriş alanına Nobel ödüllü Yeats'in hayatını anlatan on adet bez afiş asılmıştı. Üzerlerinde küçük baskı resimler ve broşürlerde hayat hikâyesi yer alıyordu. O bir sergi değildi, olsa olsa gerçek bir serginin simülasyonu olabilirdi. Nitekim orada tanıştığım İngiliz bir çift, tahminimi doğruladı. Biraz sohbet ettik. Onlara Yeats'in Türkiye'deki edebiyat severlerce tanındığını, has şiir okurlarının onu önemsediğini, hatta daha geçenlerde yeni bir şiir derlemesinin yayımlandığını söyledim. (Her Şey Ayartabilir Beni/Helikopter Yay. Çev. Cevat Çapan). Sanırım fiziksel özelliklerim ve Yeats'i doğru telaffuz etmem yüzünden (Türkler hep yanlış telaffuz ediyormuş) kitaba adını veren şiirini ezbere bilip bilmediğimi sordular. Gülümsedim, "Bilsem bile İngilizce okuyamam ama isterseniz Türkçesini hatırlatabilirim." dedim. "Her şey ayartabilir beni şu şiir uğraşından; /Gün olur bir kadının yüzü ya da daha kötüsü..."
Sohbet sıcaktı; yaşadığı evlerden, resim çalışmalarından, kabaca siyasî hayatından, İrlanda efsanelerine ve mitolojiye düşkünlüğünden, tiyatro kurma çabaları sırasında para bulmak için zorlandığından bahsettiler. Eh, itiraf etmeliyim ki büyük bir ozanın hayatıyla ilgili sergiyi başkalarının anlatımıyla izleyeceğim aklıma gelmezdi.
Anlaşılan, Sabancı Üniversitesi ve İrlanda Büyükelçiliği iyi niyetli bir çabayla şairin doğumunun 100. yılında Dublin'de açılan muhteşem serginin İstanbul'da tanıtımını gerçekleştirmek istemiş. Doğrusu, Yeats'in hayatını merak edenlere, mutlaka görün diyebileceğim bir sergi değil, ancak Karaköy'deki sergi binasına uğrayanlar 'W.B.Yeats'in Çalışmaları ve Hayatı' başlıklı belgeseli edinebilir. Arşivde saklanacak nitelikte olan film, sadece ona ve yakınlarına dair farklı dönemleri anlatmıyor, yaşadığı çağın simgesel görüntülerine de yer veriyor. Hayatı hakkında araştırma yapan akademisyenlerin ve eleştirmenlerin tanıklığında yaşadığı çağın edebiyat akımındaki yeniliklerin izini sürmek de mümkün.
İrlanda edebiyatının Rönesans sürecinin öncüsü kabul edilen Yeats'in okültizme duyduğu ilgi yüzünden ölülerle konuştuğu söylenir. İrlanda efsanelerini anlattığı 'Kelt Şafağı' ismiyle derlenen lirik denemelerinden birinde, uyanık olduğu halde bile düşler gördüğünden bahseder. Onların sönük ve gölgemsi ama aynı zamanda maddesel dünya gibi katı olduğunu söyledikten sonra bu alışkanlığını değiştiremeyeceğini zira bu hallerinin iradesinin dışında geliştiğini anlatır.
Eve dönüş yolunda onun bu özelliğini hatırladım. Sonra deniz kenarında bir banka oturup, seneler sonra hâlâ iyot kokan kitabımı açıp sevdiğim şiirlerini onun diliyle, sesiyle okumaya başladım. Biliyordum, o da beni duyuyordu. Giden gitmiş sayılmazdı çünkü, şimdi canlılarla konuşma sırası ondaydı: "Saçın solduğu, için uyku dolduğunda geçen yaşla/Ve ocak başında daldığın vakit bu kitaba bak/Yavaşça oku ve eskiden sahip olduğun o yumuşak/bakışlarını gözlerinin ve derin gölgelerin düşle./Kaç kişi senin zarafetinin cevherini/Ve sevdi güzelliğini aşkla yalan ya da hakikat/sendeki gezgin ruhu bir tek adam sevdi fakat/Ve sevdi değişen yüzünün kederini..." Serginin orijinalini internette dolaşmak isteyenler için adres: http://www.nli.ie/yeats/
| | | |
|
|
|
|
|
|
|
| |
Bugün 2 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı! |
|
|
|
|
|
|
|